“Can” Azerbaycan !

Etiketler

, , , ,

Yazımın başlığını belki çok genel bulabilirsiniz, ancak Azerbaycan Bakü’de konuştuğum, tanıştığım ne kadar insan varsa, çok can davranışları ile beni çok şaşırttılar ve şaşırtmaya devam ediyorlar. Bakü, yerel adıyla Bakı, geniş bir körfez çevresinde kurulmuş, Hazar denizi kıyısında bulunan özellikle de geceleri bina aydınlatmaları ile daha da güzelleşen bir şehir.  Şimdi gelelim hayatımın yarı parçası haline gelen Azerbaycan konusuna 🙂

2011 Ekim ayında İstanbul’da tamamen şans eseri bir kız ile tanıştım. Kim derdi ki, bu kızla evlenip çoluk çocuğa karışacağım. 🙂

Evet, eşim Azerbaycan’lı, eğitimci bir anne babanın kızı, orada üniversiteye başlamış, devamını burada getirmiş, doktor olmuş. Tanıştıktan 6 ay içerisinde sol parmağımda yüzüğüm vardı 🙂

İlk Azerbaycan’a gidişim, baldızımın evliliği münasebetiyle oldu, Nisan 2012’de Bakü’ye gittik. Uçaktan inip apronda otobüse bindiğimde, kapı üzerinde “qapıya diqqət edin” kelimesini okuduğumda oldukça şaşırmış aynı zamanda mutlu olmuştum, zira “q, ə” gibi harfler olmasına rağmen, rahatça okuduğumu anlayabiliyordum.

Azerbaycan’a uçak ile vardığınızda, Heydər Əliyev Havalimanında almanız gereken kapı vizesi ile ülkeye giriş yapabiliyorsunuz. Yanınızda kişi başı 10 Amerikan Dolar’ı bulundurmanız gerekiyor. Vize işlemlerimizi hallettikten sonra, diğer şaşkınlığımı pasaport polisi ile yaşadım, zira bana hoş gelmişiniz, necəsiniz demesi yurtdışına daha evvel bir Türk olarak çıkıp da hiç böyle bir davranışla karşılaşmadığımdan dolayı, beni hem çok şaşırttı hem de çok mutlu etti. Azerbaycan’dan çıkış yaparken de pasaport polisi “erkən gedirsiniz, biraz daha kalaydınız ya” demesi ile kendimi değil ülkemde, kendi evimde gibi hissettim. Ziyaret ettiğiniz ülkenin pasaport polisinin bu kadar candan yaklaşması insanı gerçekten derinden etkiliyor. Havalimanından eve giderken yol üzerinde toyuq qanadları(tavuk kanatları) ile ilgili reklam panoları gözüme çarpıp sesli okuduğumda tatlı tatlı gülümsüyordum, zira hem okuduğumu anlıyordum hem de bazı ifadeler ister istemez tebessüm etmeme sebep oluyordu, eşim bozuluyordu bana dalga geçtiğimi düşünerek 🙂

İlk ziyaret sebebim, baldızımın düğünü demiştim, üzerine basa basa söylüyorum, mutlaka Azerbaycan düğünlerini de görmeniz gerekiyor. Düğünde en çok dikkatimi çeken 2 olay vardı, birincisi özellikle genç kız ve erkeklerin yaptığı danslar, Azerbaycan ne mutlu ki, kültürünü kaybetmemiş bir ülke, halen kendi halk müzikleri eşliğinde davetli gençlerin yaptığı estetik açıdan muhteşem dansları izlemeniz gerekiyor. Dikkatimi çeken diğer olay da düğün sonunda davetliler mekandan çıktıktan sonra, servis yapan tüm garson kardeşlerimizin sofralara oturup servis tabaklarında dokunulmayan yemekleri yemelerine izin verilmesiydi. Derin iz bıraktı bende, israf edilmedi onca yemek.

Azerbaycan’da konuşulan lehçeden midir bilemiyorum, konuştuğunuz insanlar bizim ülkemizdeki tertemiz Anadolu insanını anımsatıyor sanırım, bu lehçe insana farklı duygular yaşattırıyor. Mesela oradan bir arkadaşımın bana göndermiş olduğu doğum günü mesajı aynen şöyleydi: “Menim gardashim seni urekden tebrik edirem. Opub bagrima basiram seni!” Sizce de çok candan bir ifade şekli değil mi? 

Azerbaycan’da sıkça kullanılan bazı Azerice kelimeleri ve söyleniş biçiminin güzelliğini de sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim:

Salam: Selam

Necəsiniz? : Nasılsınız?

Necəsən? : Nasılsın?

Çörək: ekmek

Danışmaq: konuşmak

Körpə : Bebek

Tanış olmaq : Tanışmak

Pul: Para

Xoşbəxt: Mutlu

hara gədirsən?: nereye gidiyorsun

cücə: Piliç

qadağan : yasak

Azerbaycan’da yazlar genelde oldukça sıcak geçiyor, Ağustos ayı içerisinde hava çok rahat 40 derecelere ulaşıyor, Suvelan taraflarında çok güzel plajlar mevcut, yüzüp eğlenebilir, güzel yemeklerini tadıp, yerel bira markası olan Xirdalan’ı içebilirsiniz, ancak Hazar Denizi banyo suyu sıcaklığında olduğundan serinlemeniz oldukça zor 🙂 Tek teselli aksam saatlerinde başlayan Bakü’nün o muhteşem rüzgarı ayrıca buz gibi Xirdalan 🙂 Xirdalan markasında ısrarcıyım, zira oranın derece olarak yumusak suyu ile yapılıyor ve tadına etki ediyor, bu bilgiyi de bana Dalga Beach’de bir Türk verdi 🙂 Lokal biraları herzaman popüler biralara tercih ederim.

Bakü’nün ayrıca tarihi kısmı olan eski şehrini ziyaret etmeyi, kız kulesini,  Devlet Opera ve Bale Tiyatrosunu ziyaret etmeyi, sırtınızı körfezde Bakü’ye döndüğünüzde sağ tarafta kalan tepeye çıkıp Bakü’yü seyredalmayı ve belki de bugüne kadar gördüğüm en büyük Azerbaycan bayrağının nazlı nazlı Bakü rüzgarında dalgalanmasını izlemeyi unutmayın lütfen. Çevrede bulunan onlarca lokantada güzel yemekler ve ayrıca gece hayatını seviyorsanız bazılarında bulunan muhtesem deniz manzarası eşliğinde onlarca bar ve gece kulübü sizleri bekliyor. Araba ile dolaşırken petrol kuyuları göreceksiniz, şaşırmayın 🙂

Sizlere tavsiyem, mutlaka ama mutlaka Bakü’ye en azından bir kere gidip 3-5 gün tatil yapıp, lezzetli yemeklerini tadıp, sevgi dolu, tertemiz insanlarını tanımanız olacaktır. 

indidən yaxşı səfərlər, Bakıda yaxşı eğlenceler! orada çox xoşbəxt bir tətil keçirəcəksiniz əmin olun! :))

 

 

 

Lozan Antlaşması hakkında…

Etiketler

, , , , ,

Herkese yeniden merhaba. Uzun zamandır yazmaya fırsat bulamamıştım. Bu süre zarfında birçok kez yazmaya başlayıp, yazdıklarımı sildiğim vazgeçtiğim yazılar oldu, tekrar yazmaya geri dönüş, yakın tarihimizin en önemli anlatlaşmalarından biri olan Lozan Antlaşması ile olsun.

Uzunca bir süreden beridir Lozan Anlatlaşması maddeleri ile ilgili yalan haberler çıkıyor, bu haberlerin büyük çoğunluğu sosyal medyada da çok hızlı yayılıyor, bu tarz bilgileri verenler arasında rektörlük yapmış insanlar bile mevcut maalesef. Zaten büyük çoğunluğu kitap okumayan toplumumuzun, kulaktan dolma bilgilerle yalan yanlış yönlendirilerek tarihimizin yeniden yazılmaya çalışılması çok ama çok üzücü. Ulu Önderimiz M.Kemal Atatürk’ün “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” ifadeleri ile konunun önemini birkez daha bilgilerinize sunuyorum.

Şimdi gelin sosyal medya üzerinde halkı şaşırtarak Lozan Antlaşmasını bir hezimet olarak gösteren insanlara, tarihten gerçek bilgilerle cevap verelim, bir kişiyi bile bilgilendirebilirsek ne mutlu bize…

Lozan Gizli Maddeleri, Süresi ve iftiralar. Bu bilgilerin bazıları, çok saygı duyduğum tarihçi Sayın Ahmet Özgür Türen’in editörlüğünü yaptığı Lozan İftiralarına Cevaplar adlı kitabından alınmıştır. Şimdi madde madde sizleri sıkmadan kısa kısa bu bilgileri görelim:

  • Lozan Antlaşmasının son kullanım tarihi yoktur, Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur ve Türkiye Cumhuriyeti var oldukça Lozan var olacaktır.(Sinan Meydan, El-Cevap, Inkılap Yayınevi, Istanbul 2014, s.89)
  • Lozan eğer süreli bir antlaşma olsa idi, bunun antlaşmada veya ekli maddelerde mutlaka olması gerekirdi. Lozan Antlaşması’nın bazı sözleşmeleri ve açıklamaları 5 ila 7 yıldır. Bunlar Lozan Antlaşması’nın eklerinden açıkça belirtilmiştir. (Sinan Meydan, Panzehir, Inkılap Yayınevi, Istanbul, 2015, S.517)
  • Lozan Antlaşmasının gizli maddeleri de yoktur. Lozan Antlaşması’ında gizli maddelerin olduğu, geçerliliğinin 2023 yılında sona ereceği şeklindeki söylentiler tamamen asılsızdır, YALANDIR. (Taha Akyol, Bilinmeye Lozan, Doğan Yayınları, Istanbul, 2014, S.324, )
  • Lozan’ı İsmet Paşa, Hasan Saka ve Atatürk’e attığı iftiraları ile meşhur ve yobazların çok sevdiği Rıza nur imzalamıştır. Peki o zaman Rıza Nur neden bu gizli maddelerden söz etmemektedir? (Turgut Özakman, Vahdettin, Mustafa Kemal ve Milli Mücadele, Bilgi Yayınevi, 9.Basım, Ankara, 2012, S.592)
  • Adalar konusunda, dibimizdeki adaların Yunanistan’a verildiği dile getirilmektedir. Halbuki Ege Adaları 1912’deki Balkan Harbinde, Yunanistan tarafından işgal edilmiş ve akabinde Atina Antlaşması ile Osmanlı bunu tanımıştır. On iki ada 1911’de İtalyanlar tarafından işgal edilmişti.Lozan’da Türk heyetinin Ege Adaları konusunda fazla direnç gösterememesinin sebebi adalarda Fransız ve İtalyan gemilerinin, İstanbul’da ise İngiliz savaş gemilerinin bulunmasıydı. TÜRKİYE’NİN İSE DENİZ GÜCÜ BULUNMAMAKTAYDI. Hazımsızlar acaba adaların balıkçı tekneleri ile mi alınacağını düşünüyorlar, bilinmez. (Lozan İftiralarına Cevaplar S.8)
  • Kıbrıs’ın ise 1878’de Ruslara karşı İngiliz yardımı alınmasının sonucu İngilizlere tahsis edilmesini Osmanlı onaylamıştı. İngiltere 1914’de savaş başlayınca adayı ilhak ettiğini duyurmuştur. Lozan’da ise bunları kabul etmek Türk heyetine düşmüştür. Acaba Türk heyetinin bu adaları verdiğini savunan akılsızlar, Saltanat yıkılmayıp da Osmanlı devam etse adaların geri alınacağını mı düşünürler bilinmez. (Lozan İtiralarına Cevaplar, S.8)

Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti ile müttefik devletler arasında imzalanan bir barış antlaşmasıdır. Yukarıda kısa maddeler halinde belirttiğim konular, şu an için büyük çoğunluk tarafından yanlış olarak bilgilendirilen konuların en önemlileridir, bu amaçla kısa ve net olarak bu bilgileri vermeye çalıştım.

Umuyorum ülkemiz insanları tarihi olayları tüm gerçekliği ile öğrenip, artık bundan böyle bu konularda sömürülmeyerek daima ileri bakarak gelişimine kaldığı yerden devam edecektir.

Saygı ve sevgilerimle…

“Can” ziyareti

Etiketler

, , , , , , , , , ,

22 Ekim 2016 Cumartesi ılık, güneşli bir sonbahar günü arkadaşlarımız ile birlikte Kadıköy Belediyesi’ne bağlı hayvan barınağını ziyaret ettik. Amacımız orada ne de olsa özgür olamayan ancak bir şekilde karınları doyduğu için bir nebze de olsa mutlu olduğumuz canları ziyaret etmek, onlarla sevgimizi mutluluğumuzu paylaşmaktı.

Gitmeden önce elimizden geldiğince köpek maması, tasma ve okunmuş gazeteleri götimg_4003ürmek için stok yaptık. Oranın ihtiyaçları arasında ilk 3 seçenek bu şekildedir. Orada çalışan iyi kalpli insanların ve oraya ziyarete gelip bu canlarla iletişim kurmaya çalışan insanların onları gezdirebilmesi için tasma ihtiyacı oldukça fazla. Köpek maması fiyat bilgisi vermek gerekirde 15Kg’lık paket mama 60TL civarında. Barınakta kalan kedi yok, sadece hasta olan kediler ve ayrıca kısırlastırılması yapılan kediler kısa süreli misafir oluyorlar bu barınakta. Kısırlaştırılması yapılan kediler, yine yaşadıkları yere bırakılıyorlar.

Barınağa ulaştığımda yönetim binasının bulunduğu binaya mamaları ve tasmaları ayrıca da oldukça ağır olan gazete stoklarını teslim ettik. Bu yardımı yapanların isimlerini kayıt ediyorlar, bunun gerekli olduğunu ve ayrıca bu isimleri de web sayfalarında yayınladıklarını belirttiler. Yardım karşılıksız yapılır, ancak oradaki insanlar gerçekten o kadar mutlu karşılıyorlar ki, bu dusuncemi kendilerine iletip kafa şişirmek istemedim hiç.

Barınağın girişinden önce orada tasma ile bağlı olmayan özgürce yaşayan püskül isimli köpekle karşılaştım. O kadar sevgi dolu ki, ona sımsıkı sarılın, sevginizi verin, sizinle fotoğraf çektiryor o güzel uzun püskül tüyleri ile. Bir de, yine açıkta yaşayan siyah beyaz bir kedi var, Püskül ile arkadaş 🙂

Baimg_4025rınaktan içeri bahçeye girdiğinizde sol ve sağ bölümde büyük cevresi kapalı alanlarda oldukça fazla köpek var. Bunların dışında da ilk etapta sahiplendirilmeye müsait köpekleri solda kulubelere bağlı olarak tutuyorlar. Onların neredeyse yarısı cins köpekler. Pet shoplardan alınıp ondan sonra da eşya gibi sokağa atılan canlardan bahsetmek ne kadar acı. Can farketmez ancak, ilgilenenler açısından yazıyorum, bu kulubelerde golden, labrador, seter, rot weiler ve haski türü köpekler mevcut. İstediğiniz köpekle haşır neşir oluyor, istediğiniz köpekleri de tasmasını takıp gezdirebiliyorsunuz. Orada köpekleri gezdirme işiyle ilgilenen 2 orta yaşlı hanım ile bir de genç bir arkadaşımız vardı, onlara yardımcı olduk. İnanın çok yardıma ihtiyaçları var.

Barınağın arka bölümlerine gittiğinizde üstü kapalı ufak img_4014beton korunaklı yerler mevcut, orada da irili ufaklı çok çeşitli köpekler mevcut. Yine cins açısından meraklı olanlar için, pitbull, terrier tazı karısımı köpekler de bulmak mevcut. Barınma şartları oldukça kötü diyebilirim, ne kadar temizlerlerse temizlesinler idrar kokusu mevcut maalesef. Köpeklerin arasında adeta “beni sev, beni buradan kurtar!” demeye çalışan köpekler de var, kapısını açıp içeri girdiğinizde köşeye sığınan ve korkudan tir tir titreyen canlar da var ne yazık ki. 😥

Bizi mutlu eden ise, orada bulunduğumuz zaman zarfında 2 köpek sahiplendirildi. Köpekler yeni sahiplerinin araçlarına korkarak ve biraz da kurbanlık koyun misali girdiler. Sonrasında mutlu bir hayatın beklediğini umuyoruz onlar için.

Burada yaimg_4012şanan en büyük sorun ise, gece buraya gelen çingenelerin bazı pitbulları kaçırıp dövüştürmesi maalesef. Bir şekilde bulunan ve geri getirilen bir pitbullun bu dövüşler yüzünden strese girip tüylerinin bozuk para büyüklüğünde dökülmesini görmek çok üzücüydü.

Sabah saat 10’da vardığımız bu barınaktan öğleden sonra 14.30 gibi ayrıldık. Burada bulunan canlarla hem sevgimizi paylaştık, hem de onları elimizden geldiğince mutlu etmeye çalıştık. Bu ziyaretleri en azında ayda 1 veya 2 kere yapmayı planlıyoruz.

Bu ziyaretleri özellikle çocuklarınız ile yapmanızı ve sevginizi bu canlarla paylaşmanızı tüm kalbimle arzuluyorum.

Sevgiyle kalın…

Not: Barınak ile ilgili iletişim adresi için http://kadikoyunkopekleri.org/iletisim.html
img_4001img_4019

Ekmeksiz, şekersiz günler…

Etiketler

, , , , , , ,

Merhaba…

Mayıs 2016 son haftası doktor eşimin de katıldığı bir dermatoloji kongresinde, bir doktor arkadaşımız sayesinde başlıkta belirtilen konu hakkında ilk adımı attım. Kendisi KBB doktoru, ancak belki de son zamanlarda gördüğüm en araştırmacı, en pozitif insanlardan bir tanesi. KBB doktoru olup da konusunun ayrıca dışına çıkıp bu kadar başarılı sonuçlar alabilen bir doktor ya yoktur, ya da parmakla gösterilecek kadar azdır.

İşim genellikle bilgisayar başında geçtiği için, dizüstü bilgisayarımı kapıp eşim kongrede cebelleşirken, ben de bunu fırsat bilip 4-5 gün İstanbul’dan uzaklaşıp temiz havada işime devam etmek istemiştim. İyi ki de istemişim. Sahilde oturmuş çalışırken, bahsettiğim KBB doktor arkadaşım geldi. Hoşgeldin nasılsın derken laf döndü dolaştı glutenin vücudumuza verdiği zararlara geldi. Dedim ya, kendisi her konuda çok ciddi bir araştırmacıdır, ben de onun bu vasfından yararlanıp çok şey öğrenmiş ve ciddi bir şekilde kitap okuma alışkanlığı kazanmama sebep olmuştur. Lafı uzatmayayım…

Yediğimiz içtiğimiz çoğu şeyin içinde glutenin olduğunu, sindirim sistemimize verdiği zararlardan tut da, alerjik reaksiyonların sebebine kadar bu maddenin zararlarını anlatmaya başladı. Bana ciddi ciddi bu konuları anlattıktan sonra, işin ciddiyetini tam kavrayamamış olan bendeniz gidip garsona kremalı bir makarna sipariş verdim  🙂 Felaket !  🙂

Glutensiz ve şekersiz beslenmek için tabii ki öncelikle ekmeği hayatımızdan çıkarmamız gerekiyordu, ancak nasıl  doyacağıma bir türlü inanamıyordum. İstanbul’a döndükten sonra bir süre glutensiz ekmek, glutensiz makarna gibi besinleri denemeye başladım. Daha sonra okumuş olduğum bir kitap ile birlikte, KBB arkadaşımın bana bahsettiği beslenme şekline karar verdim. Sağlıklı beslenmeye karar verdiğimde 78 kiloydum, boyum 183, çok kilolu gibi bir görüntüm olmamasına rağmen mide ve göbeğim vardı ve bu durumdan oldukça rahatsızdım. Öğünlerimde ne mi vardı? Görelim…

Kahvaltı: 1-2 yumurta, haşlanmış, omlet veya menemen şek-
linde yenebilir. Kavrulmamış fullsizerenderçiğ badem, fındık, ceviz, dilediğin kadar zeytin, maydanoz, yeşil biber, beyaz peynir tercihen keçi peyniri, 1 adet meyve.(Elma, armut…)
Öğle: Mutlaka beyaz veya kırmızı et, baklagiller, sebze, salata. Baharat olarak zerdeçal, sumak, mümkünse evde organik süt ve organik yoğurttan mayalanmış yoğurt, çorba; tercihen mercimek ve mantar çorbası olabilir.
Akşam: Çok ağır yememek koşulu ile çorba, et ve sebze. Ben akşmları çiğ birşey yememeye özen göteriyorum, midem daha rahat ediyor.

Bu beslenme fullsizerender-copyşeklinde zeytinyağı, tereyağı, avokado, hinditan cevizi, hayvansal yağlar ve balıkyağı serbest. Az olmak kaydı ile taze az şekerli meyveler ile, kurutulmuş meyve de serbest. Yeşil çay, karanfilli demlenmiş siyah veya yeşil çay ve gün içinde limonlu su serbest.

Alkol, bira, şarap, nişasta içeren gıdalar, unlu mamüller, salam, sosis gibi işlenmiş etlerden de uzak durmanız tavsiye ediliyor.

Öğün arasında birşey yemiyorum, atıştırmak gibi bir huyum yok, ancak bu tarz bir beslenme ile de aralarda acıkmıyorsunuz. Gerçekten !

Nasıl acıkmayız diye merak ediyorsunuz eminim, ben de aynı şekilde düşünüyordum. Ekmek ve şeker ile beslendiğimizde kısaca neler oluyor: Yediğimiz yemek sindirim sistemimize indiğinde kanın ana yakıtı glukoz olduğundan dolayı mide en çabuk bu besine nasıl ulaşır diye kontrol ediyor, mideye inen besinler arasında bolca ekmek, reçel, şekerli çay sayesinde bunları hemen sindirip glisemik endeksinizi yükseltiyor ve siz kendinizi doymuş hissediyorsunuz. Öğlene doğru ise ani glisemik endeks düşüşü ile birlikte çok acıktığınızı hissediyorsunuz. Olay tamamen bundan ibaret. Ekmekli, reçelli, şekerli beslenme ile birlikte ayrıca bağırsak floranız da bozuluyor ve düzensiz sıkıntılı bir süreç yaşıyorsunuz.

Ben bu şekilde beslenerek 4 ayda 4 kilo verdim, mide ve göbek sıkıntım, görüntü olarak bitti, şişkinlik ve bağırsak düzensizliği sorunumdan da kurtuldum. Uykularım daha düzenli olmaya başladı. Çevremde tanıdığım ne kadar insan varsa anlatıyorum. Deneyin, görün. Hayatı çok daha fazla seveceksiniz !

Sevgiyle kalın…

 

 

İstanbul–>Bodrum?

Etiketler

, , , , , , , , ,

dsc_9607   istanbul

Son zamanlarda herkesin (zaman zaman benim de) dilinde olan bir cümle, bırakıp gitsek mi İstanbul’u?

Sahi nedir bu herkesin düşüncesi, İstanbul’dan soğuması? Önce düşünelim neler bizi bu düşüncelere yöneltti?
Trafik. İstanbul’da bir yakadan diğer yakaya geçmek artık bir ızdırap haline geldi. Yola çıkmadan önce trafik haritaları açmadan yola çıkamıyoruz. Yolda trafik haritasına ait navigasyonla daha az trafik olan yollardan gitmeye çalışıyoruz. Bu zamanda İstanbul’da işinizin ve evinizin birbirine yakın olması şart. Aksi durumda günde en az 4 saatiniz yollarda geçer.
İnşaatlar. Kentsel dönüşüm adı altında çok büyük bir rant dönüyor maalesef. Olası bir depreme karşı çürük yapıların yıkılıp yerine yenisi yapılması gerekirken, tam tersi bir yol izleniyor. Özellikle Kadıköy ilçesinde neredeyse her sokakta kepçeler, hafriyat kamyonları, mikserler yolları kapatıyorlar, trafik kurallarına uymadan ara sokaklarda yol almaları ise başka bir sorun. Geçenlerde maalesef bir Ytong yuklu kamyonun tepesinden bir palet malzeme bir kadıncağızın canına sebep oldu.
Mutsuz ve Bozulan İnsan Kalitesi. Son yıllarda çok ciddi şekilde yozlaşmış, saygısız ve züppe bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz. Her konu hakkında yorum yapan, sinirli, sabırsız bir toplum olduk ne yazık ki !
Hava Kirliliği. Buna sebeplerin başında trafik geliyor tabi. Bunu takip eden ise inşaatların sayısı. Havadaki partikül sayısı çok ciddi mertebelerde.

2015 Aralık ayı ortası bir haftasonu eşim ve oğlumla uçağa atlayıp Bodrum’a gittik. Hava İstanbul’da soğuktu haliylen, Bodrum’a akşam vardığımızda da hava serindi, ancak ertesi gün güneşli ılık bir hava bizi mutlu etti. Öncelikle şunu belirteyim, Bodrum haftasonu tamamen yaşayan bir şehir gibi olmuş, tüm cafe barlar çalışıyor, insanlar ılıman bir havada haftasonunu değerlendiriyorlar. Hele ertesi gün hava o kadar ılık oldu ki, üzerimizdeki montları çıkardık, deniz kenarında o güzel havanın tadını çıkardık. Karşımızda da “Dünyanın Merkezi” Bodrum Kalesi, daha ne olsun? 🙂
Dönüş günü Bodrum’un içerisinde biraz daha dolaştıktan sonra biraz sıkıldım, Kumbahçe mahallesinde dolaştık filan derken, içime oradan gitmek isteği geldi. Düşündüm, oraya taşınmış olsam ne yapardım diye?

Ne olursa olsun, İstanbul dışına çıktığım zaman, artık eskisi gibi İstabul’u özlemiyorum, ancak yine de sürekli İstanbul dışında yaşama fikri bana halen uzak geliyor. Belki İstanbul’da bir site içerisinde müstakil bir eve taşınılınabilir, zaten Bodrum’a taşınma konusunda fikir veren bir site de, eğer İstanbul’dan Bodrum’a taşınmışsanız, mümkünse ilk 6 ay asla İstanbul’a gitmemenizi tavsiye ediyor.

Herkese Bodrum tadında bir haftasonu diliyorum. Sevgiyle kalın…

 

 

Şımarık Kadın

Etiketler

, , , , , , ,

15 Eylül 2016 tarihinde eşim ve oğlum ile İstanbul’a dönüş için Milas-Bodrum Havalimanı’na geldik. Check-in ve ıvır zıvır işlemlerden sonra en son x-ray güvenlik noktasından geçmek için sıra beklerken, arkamda genç bir bayan erkek arkadaşı ile yüksek sesle tartışmaya başladı. Konu ise uçak kabinine almaması gerektiği parfüm şişesi üzerineydi. Bağırıyordu, ben bu şişeyi kabine alacağım ! Erkek arkadaşı utancından hemen x-Ray’den geçti ve onu orada yalnız bıraktı. Güvenlik görevlileri bu şişeyi yanına alamayacağını ve şişeyi çöpe bırakması gerektiğini veya şişeyi boşaltması gerektiğini söylediler. Kız öyle şımarıktı ki, şişedeki parfümü atık bidonuna sıkmaya başladı, 3-5 fıstan sonra içeri geçmeye kalktı, durdurdular, kız dedi ki, bakın bu 100Ml’den az, güvenlik görevlisi bunu ölçemeyeceğini kuralları çiğneyemeyeceğini belirtti, kız güya bu şişeyi Atatürk Havalimanı’ndan geçişini yapmış. Derken bir polis memuru geldi ve kıza buyrun geçin dedi.

Şimdi burada kim haklı? Uçuş güvenliği açısından nasıl bir sorumluluk alındı? Gelin bu konu ile ilgili yetkili kurum ve havayolları neler belirtmiş görelim:

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü:

Sıvı kısıtlamalarının dayanağı uluslaarası kurallar olup ülkemizde SHGM’nin talimatı ile 1 mart 2009 tarihi itibari uygulama başlamıştır.

Sıvı kısıtlamaları uygulaması yurtiçi, yurtdışı ve transfer uçuşları kapsar.

Sıvı kısıtlamalarına genel olarak, sıvı, aerosol ve jeller girer.
Örneğin;
 – Su, şurup, içecekler dahil her türlü sıvı
 – Kremler, losyonlar, yağlar (kozmetik yağlar dahil), parfümler, maskara dahil her türlü makyaj malzemesi (katı halde olan rujlar hariç)
 – Traş köpükleri, deodorantlar
 – Diş macunu dahil her türlü macun kıvamındaki maddeler
 – Reçel, bal, yoğurt, pekmez ve salça gibi tam katı halinde olmayan yiyecekler
 – Kontak lens sıvıları
 – Şampuanlar
 – Yukarıda sayılan maddelere benzeyen diğer maddeler
İstisna olarak;
– İlaçlar (Yolcunun kimliğini belirten bir reçeteye yazılı olmak veya yolcunun bu ilaçları kullanması gerektiğini belirten bir sağlık raporunun/belgesi ibrazı ile ve orijinal ambalajında olmak koşuluyla)
 – Bebek mamaları (Bebeğin de uçakta seyahat ediyor olması koşuluyla ve yalnızca yolculuk süresince ihtiyaç duyulabilecek miktar kadar.)

Ancak kontrol noktasında güvenlik görevlileri istisnai durumu belgelemenizi veya ilacı/mamayı/sıvıyı tatmanızı talep edebilir.

Uçağa yanınızda taşıyacağınız el bagajında/çantasında dasece 1 adet, 1 litrelik ağzı kilitli torba içerisinde her biri maksimum 100 mililitrelik kaplarda sıvı, jel, aerosol taşıyabilirsiniz.
Ağzı kilitli torba olarak 1 litrelik (yaklaşık 20cm x 20 cm) kilitli buzdolabı poşeti kullanabilirsiniz.
Son güvenlik kontrol noktasında sıvılarınızın içinde olduğu kilitli poşeti çantanızdan çıkararak x-ray cihazına ayrı olarak koymanız gerekmektedir.
Gümrüksüz (Duty Free) satış mağazalarından satın alınan ve yukarıda belirtilen sıvı, jöle, aerosol ve sprey tanımlanmasına giren ürünlerin yolcu beraberinde kabinde taşınması aşağıda belirtilen şartlarda mümkün olabilir:
  1. Yolcunun satın aldığı ürünler, mağaza tarafından sağlanan standartlara uygun kurcalandığında belli olan bir poşete konulur.
  2. Ürünler poşete yerleştirildikten sonra, alışveriş fişinin veya faturanın bir nüshası dıştan okunacak şekilde poşetin içine konulacaktır. Alışveriş fişi veya fatura uçuşun yapılacağı günün tarihini taşımalıdır. (Bu uygulamada saat 02.00’a kadar kalkış yapması planlanmış uçuşlarda bir gün önceki tarih kabul edilebilir. Ayrıca tehirler (gecikme) nedeni ile fiili kalkışları ertesi güne sarkan uçuşlarda da bir  önceki gün tarihi kabul edilecektir.) Fiş veya faturada ayrıca uluslararası kodlar kullanılarak mağazanın bulunduğu ülke (TUR), Havaalanı, Havayolu İşletmesi (Uçakta yapılan satışlar için), poşetteki malzemelerin cins ve miktarlarını gösteren liste ile mümkün olduğu takdirde yolcunun adı-soyadı ve uçuş numarasına da yer verilecektir.
  3. Uçakta satılan gümrüksüz ürünler de, yolcunun seyahatine başka bir seferle devam edecek olması durumunda, bu usul ve esaslara tabi olacaktır.
Gümrüksüz mağazadan veya uçuş esnasında  aldığınız ürünler görevli tarafından faturası ile birlikte özel poşete konacak ve poşetin ağzı yapıştırılacaktır. Bu poşet ve ürüne ait fatura güvenlik kontrol noktasında kontrol edildikten sonra uçağa alınmasına müsaade edilecektir.
Eğer varış noktanıza başka bir havaalanında aktarma yaparak gidecek iseniz son ineceğiniz havaalanına kadar mağazada veya uçakta verilen özel gümrüksüz alışveriş torbasını açmamanız büyük önem arz etmektedir. Aksi halde aktarma yaptığınız havaalanında poşetin içeriğine el konabilir.
Eğer tereddüdünüz var ise lütfen seyahatinizden önce havayolu şirketi veya seyahat acentenize sorunuz. Havaalanındaki güvenlik görevlileri ve havayolu şirketi personeline yardımcı olunuz.

Uçakaltı bagajında sıvı kısıtlaması yoktur ancak; tehlikeli maddeler sınıfına giren sıvılarda havayolu işletmesinin politikasına uyulmalıdır.

Yolcu olarak seyahat eden uçuş ekibi/personel sıvı kısıtlamasına tabidir.

Bu kuralların dışında kalan uygun olmayan her türlü sıvı , güvenlik kontrol noktasında bulunan sıvı imha kutularına atılacaktır.

Türk Hava Yolları web sitesi bilgisi:

Kabin Bagajında Sıvı Taşınması

Kabin bagajında taşınan tüm sıvı, jel, aerosol vb. maddeler, havacılık kuralları gereği, bazı kısıtlamalara tabiidir.

Kurallar:

  • Sıvılar her biri en fazla 100 ml olan kaplarda taşınmalıdır.
  • Bu kaplar, büyüklüğü 1 litreyi geçmeyen 20×20 cm boyutlarındaki şeffaf ve kilitli poşetlerin içerisinde, ayrı olarak taşınmalıdır.
  • Her yolcu sadece 1 adet poşet taşıyabilir.
  • Son güvenlik kontrol noktasında sıvılarınızın içinde olduğu kilitli poşeti çantanızdan çıkarmanız ve x-ray cihazından geçirmeniz istenecektir.

İstisnalar:

  • İlaçlar (İlaçlar orijinal ambalajında bulunmalı. Üzerinde ilgili ilaçlarla yolcunun ad/soyadı yazılı olan bir reçetenin veya “bu ilaçların kullanılması gerektiğini” belirten bir sağlık raporunun da ibraz edilmesi gerekmektedir); ve
  • Bebek mamaları (Bebeğin de aynı uçakta seyahat ediyor olması ve bebek maması miktarının yalnızca yolculuk süresince ihtiyaç duyulabilecek kadar olması gerekmektedir)

kabin bagajında taşınabilir.

Kontrol noktasında güvenlik görevlileri sizden istisnai durumu belgelemenizi veya ilacı/mamayı/sıvıyı tatmanızı talep edebilir.

Kısıtlamaya Dahil Sıvılar:

  • Su, şurup, içecekler dahil her türlü sıvı,
  • Kremler, losyonlar, yağlar (kozmetik yağlar dahil), kolonya, parfümler, maskara dahil her türlü makyaj malzemesi (katı halde olan rujlar hariç),
  • Traş köpükleri, deodorantlar, diş macunu dahil her türlü macun kıvamındaki maddeler,
  • Reçel, bal, yoğurt, pekmez ve salça gibi tam katı halinde olmayan yiyecekler ve jeller,
  • Kontak lens sıvıları, şampuanlar, sprey ve aerosoller ve yukarıda sayılan maddelere benzeyen diğer maddeler.

El Bagajında Sıvı Kısıtlamaları:
• En fazla 1 litre hacimli,
• Kilitlenebilir ve
• Şeffaf bir poşette taşınabilir
• Uçuş süresince gerekli olan ilaçlar (reçeteli ve orijinal ambalajlı),
• Bebek mamaları bu uygulamadan muaftır.